18 Kasım 2014 Salı

Ah Bu Yağmurlar...

   
               Yine yağmur yağıyor.Kaçıncı yağmurlar bunlar, düşen damlaları artık sayamıyorum. Bana çok uzakları hatırlatıyor. Bazen hüzünlü, bazen güzel günleri.Çocukluğumu...
              Hiçbir şeyden korkmuyordum o zaman. Dertlerim de kendim kadar küçüktü. Müptelası olduğum çizgi filmin kaçırdığım bölümü için üzülür, okul kantininde sıra bana gelecekken zilin çalmasına içerlerdim. Ne de büyükmüş sıkıntılarım hep öyle kalsaymışım. Şimdi ise hayatın kendisi kaçıyor üstelik tekrarı yok ve hala tam bir şeylere yaklaşmışken araya engeller giriyor.Ama bu sefer kaçırdığım bir kutu leblebi tozu olmuyor..
              Yakan top oynardık ve tam can alacakken vurulmak ne de büyük bir sukut-u hâyaldi! Ya da saklambaç oynarken kazan çömlek patlaması korkulu rüyaydı. Şimdi düşünüyorum da oysaki bugün insanlar öyle bir vuruyor ki can evimden, istesem de oyuna devam edemiyorum zaten. Ne can tutabiliyorum ne de tekrar dahil olmak için oyuna saydırmalara kalabiliyorum. Ve hayatım baştan aşağı yanlış anlamalarla dolu. Tam bu "o" diyorum, -Bu sefer buldum, tamam bitecek. Bu defa kazanacağım, derken herkes bir ağızdan bağırmaya başlıyor. "Kazan, çömlek patladı." Oysaki yine yanılmışım.
              Ve yazın sıcağında gizli gizli Mey-Buz yemek en büyük zevkimizdi. Ya da Halley yemek.. İçi ayrı, dışı ayrı güzel. Bitince de paketi buruşturup simlerini çıkartmak.Üstümüze başımıza bulaşırdı onunla mutlu olurduk.  Oysa bugün Mey-Buz'a gerek yok içimi soğutmaya, beni hayattan soğutanlar var mesela. Mey-Buz gibi sahte ve soğuk. Dışı renkli, içi boş, tatsız, manasız. Zararından başka yararı da yok. Ya da Halley paketi gibi buruşturup çöpe atmak istediklerim var mesela. Geri dönüşümü bile hak etmeyen. Yok olsunlar sonsuza dek. Yokluk, sadece hiçlik..
              İşte böyle bir yağmur nereye götürüyor insanı. Nasıl da depreşiyor anılar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder