Yine yağmur yağıyor.Kaçıncı yağmurlar bunlar, düşen damlaları artık sayamıyorum. Bana çok uzakları hatırlatıyor. Bazen hüzünlü, bazen güzel günleri.Çocukluğumu...
Hiçbir
şeyden korkmuyordum o zaman. Dertlerim de kendim kadar küçüktü. Müptelası
olduğum çizgi filmin kaçırdığım bölümü için üzülür, okul kantininde sıra bana
gelecekken zilin çalmasına içerlerdim. Ne de büyükmüş sıkıntılarım hep öyle
kalsaymışım. Şimdi ise hayatın kendisi kaçıyor üstelik tekrarı yok ve hala tam
bir şeylere yaklaşmışken araya engeller giriyor.Ama bu sefer kaçırdığım bir
kutu leblebi tozu olmuyor..
Yakan
top oynardık ve tam can alacakken vurulmak ne de büyük bir sukut-u hâyaldi! Ya
da saklambaç oynarken kazan çömlek patlaması korkulu rüyaydı. Şimdi düşünüyorum
da oysaki bugün insanlar öyle bir vuruyor ki can evimden, istesem de oyuna
devam edemiyorum zaten. Ne can tutabiliyorum ne de tekrar dahil olmak için
oyuna saydırmalara kalabiliyorum. Ve hayatım baştan aşağı yanlış anlamalarla
dolu. Tam bu "o" diyorum, -Bu sefer buldum, tamam bitecek. Bu defa
kazanacağım, derken herkes bir ağızdan bağırmaya başlıyor. "Kazan, çömlek
patladı." Oysaki yine yanılmışım.
Ve yazın
sıcağında gizli gizli Mey-Buz yemek en büyük zevkimizdi. Ya da Halley yemek..
İçi ayrı, dışı ayrı güzel. Bitince de paketi buruşturup simlerini
çıkartmak.Üstümüze başımıza bulaşırdı onunla mutlu olurduk. Oysa bugün Mey-Buz'a gerek yok içimi
soğutmaya, beni hayattan soğutanlar var mesela. Mey-Buz gibi sahte ve soğuk. Dışı
renkli, içi boş, tatsız, manasız. Zararından başka yararı da yok. Ya da Halley
paketi gibi buruşturup çöpe atmak istediklerim var mesela. Geri dönüşümü bile
hak etmeyen. Yok olsunlar sonsuza dek. Yokluk, sadece hiçlik..
İşte
böyle bir yağmur nereye götürüyor insanı. Nasıl da depreşiyor anılar...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder