31 Ekim 2015 Cumartesi

KARMAŞA



Bardaktan boşanırcasına yağıyordu yağmur ve Tanrı yeryüzüne her bir damlayı bir melekle indiriyordu, kan kokan toprağı temizlesinler diye. Şeytan bile hayretler içerisindeydi bu kadarını ben bile yapamazdım diyordu şaşkındı ve Tanrıya kızgınlığı kat be kat artıyordu. Neden yaratmıştı kalbi hâlâ kurumamış balçık kokan insanı! Duyar gibiyim şeytanın sesini " İnsan korkulacak bir varlıksın beni bile cebinden çıkarırsın" Bir ses daha geliyor! Meleklerin sesi ; "Tanrım cehennem bu dünyada mıydı?Kıyametten sonra kurulmayacak mıydı Mizan bu neyin hesabı?ve herkes kendi ateşini getirmeyecek miydi cehenneme gelirken? Oysa Adem o kadar hırslı çıktı ki cehenneme götüreceği ateşi bile bu dünyada harcıyor tıpkı her şeyini harcadığını gibi. Tek başına da yanmmıyor; yakıyor, yıkıyor." Yetmez bu yağmurlar bu kanı yıkamaya,insanın kalbini temizlemeye yetmez.Bir Nuh gerek bize bir de tufan..
13/10/2015

27 Mart 2015 Cuma

YAĞMUR
Gel…
Gel ve yağ gönlüme
Şenleneyim toprak misali
Bak ne kadar da kurumuşum özleminle
Bereketinle uğra yurduma

Sen yağ ki yeşersin içimde umut çiçekleri
Hızır dahi kıskansın seni
Sen yağ ki açsın gözlerimde akasyalar
Parlasın gözbebeklerim, gülsün sahiden
Ve sen yağ ki gönlüme, pürneşe olayım
Bahar gelsin kalbime

Oysaki kararmıyor gökyüzüm
Kararan sadece gecelerim.
Ve bulutların gelmiyor semalarıma
Damlalar düşmüyor toprağıma
Sadece birkaç damla…
Birkaç damla düşüyor
Gözlerime kederden
Öyle bir keder ki
Artıyor günden güne kaplıyor ruhumu
Gel yağmur gel
Yağ ki dağılsın havam
Yağ ki artık serinleyeyim..

                                                                                                              Pınar ÇATAK

21 Kasım 2014 Cuma

HANGİ LİMAN?

            Aynı limanda bekliyoruz...Birbirimizden habersiz gibi dursak da biliyoruz aslında. Bazen denk geliyor bakışlarımız. Gözlerin değiyor gözlerime önce, sonra kalbime doğru bir şey akıyor. Huzur gibi aşk gibi..Gemilerimizin kalkmasına var daha.Vakit geçiriyoruz işte. Sen başka şeylerle de ilgileniyorsun.Ben seni izliyorum. Bazen  fark ediyorsun tebessüm ediyorsun, bazen de görmek dahi istemiyorsun. Ve tek yolcu biz değiliz. Bizim gibi bekleyenler var. Bizim gibi kaçıp gitmek isteyen.. Bazen onlarla da konuşuyorsun, hatta çoğu zaman. Aynı geminin yolcularısınız sizler. Oysaki ben sizden ayrılacağım, benim kıyılarım farklı..
            Aynı limanda bekliyoruz, kalkış saati gelsin hiç istemiyorum. Farklı gemilere binip gideceğiz. Aynı yerde beklemiyorlar  bizi. Biletlerimiz çoktan kesilmiş.Ayrılık vakti yaklaşıyor. Kim bilir hangi limanda karşılaşacağız bir daha.Bir daha bir araya gelebilecek miyiz acaba? Peki ya özlersem.. Ya gözlerim ararsa gözlerini,kokun burnumda tüterse..
     Aynı limanda bekliyoruz.Daralıyor vakit tıpkı nefesim gibi.Üzerime geliyor insanlar, boğuluyorum. Gitmek istemiyorum. Bu limanda kalayım ama sen de kal.Sen varsan güzel bu kıyı. Sen yoksan ne anlamı  var ki bu denizin, bu güneşin bu dağların. Sen yoksan ne anlamı var..
          Aynı limanda bekliyoruz  ve ben korkuyorum.. Gider ayak daha çok bağlanmaktan hatta belki de aşık olmaktan. Evet aşık olmaktan. En çok da neye üzülüyorum biliyor musun? Sana halimi ayan edemiyorum. En büyük korkum da bu ya. Dedim ya biletlerimiz çoktan kesilmiş gelemem ki senle..Sen de zaten gel(e)mezsin.. An oluyor ve uzun uzun bakıyorum gözlerine, bakıyorum da görmüyorsun. Sanki perde var gibi aramızda..Ve benim aklım gittikçe karışıyor. Kalbimde bir sancı, fikrim ben değil. Şaşkın bir yolcuyum zamana bırakmışım kendimi.Oysaki kısıtlı zaman kalkacak gemi birazdan.Sen mi önce gideceksin ben mi? Nasıl dayanacağım gidişine, arkandan nasıl el sallayacağım. Ya da ben nasıl bırakıp giderim kalbim buradayken aklımı yanıma alıp..Tanrım, tanrım, tanrım..Düşünmek bile üzüyor. Gelecek bir muamma.Çözmeye çalıştıkça daha da dolanıyor..
         Aynı limanda bekliyoruz ve bunlar sana son sözlerim. Artık hiç bir şey söylemeyeceğim. Ne git ne de kal.. Olacak olan neyse kabullendim. Senden ne gelecekse amenna...

18 Kasım 2014 Salı

Mevsim-i Hazan

Dem bu demdir! Dem yaprakları dökme vaktidir. Bir yenileniş, uyanış vakti.. Peki neden "Hazan Mevsimi" demişler ki? Kimin canı bu denli yanmış da sonunda bembeyaz bir mevsim varken "Sonbahar" demiş? Neyin sonu, her son bir başlangıç değil miydi oysaki???
Peki ya bizler, mevsim sonbahar olduğu için mi üzülürüz yoksa sonbahar geldiğinde üzülmek zorunda olduğumuzu mu düşünürüz? Hepsi ayrı bir muamma.. Ama artık şunu biliyorum, her yaprak dökümü yeni bir doğuşun habercisi.Eskilerden kurtulmadan yeniye kavuşamayız ki.. At artık kalbindekileri, boşalt zihin çöplüğünü.Arın tüm günahlarından,kötü fikirlerinden. Unut ne varsa canını acıtan,seni kıran döken. Biriktirdiğin nefreti yak. Saman alevi gibi olsun ateşi harlı ve çabucak tükeniversin, tutma içimdekileri. Sil ne varsa eskiye dair, bırak insanlar kâr saysın yaptıklarını.Hem üzülmenin ne faydası olacak ki? Ne geçen zaman geri gelir ne de kaybettiklerin.

Ve kışı bembeyaz karşıla. Kışa en çok ne yakışır ki zaten? Bırak kendini aklığın masumiyetine.Isıt içini sevgi ve şefkatle. Kalbinde hırs değil, yansın merhamet ateşi. Bembeyaz gir ki kışa, baharda çiçek açsın dalların. Şenlensin gönlün. Seni görenler  "Hızır" sansın. Hızır misali bastığın yer yeşillensin... Uğra gönüllere, çal kapıları ve ısıt yürekleri...

Ah Bu Yağmurlar...

   
               Yine yağmur yağıyor.Kaçıncı yağmurlar bunlar, düşen damlaları artık sayamıyorum. Bana çok uzakları hatırlatıyor. Bazen hüzünlü, bazen güzel günleri.Çocukluğumu...
              Hiçbir şeyden korkmuyordum o zaman. Dertlerim de kendim kadar küçüktü. Müptelası olduğum çizgi filmin kaçırdığım bölümü için üzülür, okul kantininde sıra bana gelecekken zilin çalmasına içerlerdim. Ne de büyükmüş sıkıntılarım hep öyle kalsaymışım. Şimdi ise hayatın kendisi kaçıyor üstelik tekrarı yok ve hala tam bir şeylere yaklaşmışken araya engeller giriyor.Ama bu sefer kaçırdığım bir kutu leblebi tozu olmuyor..
              Yakan top oynardık ve tam can alacakken vurulmak ne de büyük bir sukut-u hâyaldi! Ya da saklambaç oynarken kazan çömlek patlaması korkulu rüyaydı. Şimdi düşünüyorum da oysaki bugün insanlar öyle bir vuruyor ki can evimden, istesem de oyuna devam edemiyorum zaten. Ne can tutabiliyorum ne de tekrar dahil olmak için oyuna saydırmalara kalabiliyorum. Ve hayatım baştan aşağı yanlış anlamalarla dolu. Tam bu "o" diyorum, -Bu sefer buldum, tamam bitecek. Bu defa kazanacağım, derken herkes bir ağızdan bağırmaya başlıyor. "Kazan, çömlek patladı." Oysaki yine yanılmışım.
              Ve yazın sıcağında gizli gizli Mey-Buz yemek en büyük zevkimizdi. Ya da Halley yemek.. İçi ayrı, dışı ayrı güzel. Bitince de paketi buruşturup simlerini çıkartmak.Üstümüze başımıza bulaşırdı onunla mutlu olurduk.  Oysa bugün Mey-Buz'a gerek yok içimi soğutmaya, beni hayattan soğutanlar var mesela. Mey-Buz gibi sahte ve soğuk. Dışı renkli, içi boş, tatsız, manasız. Zararından başka yararı da yok. Ya da Halley paketi gibi buruşturup çöpe atmak istediklerim var mesela. Geri dönüşümü bile hak etmeyen. Yok olsunlar sonsuza dek. Yokluk, sadece hiçlik..
              İşte böyle bir yağmur nereye götürüyor insanı. Nasıl da depreşiyor anılar...